Kaybetmiş Gibi Görünsek de Aslında Kazandığımız Pasinler Savaşı’nın Hikayesi: Belki İstanbul’u Bile Bu Sayede Fethettik

Orta Asya’da konar göçer olarak yaşayan Türk kavimleri aslında 4. yüzyıldan beri Anadolu’ya seferler düzenliyorlardı. Ancak bunlar yalnızca ganimet alma amaçlıydı. 6. yüzyıldan itibaren işler sıkılaşmıştı ve Türkler Bizans için bir tehdit haline gelmişti. 1071 Malazgirt Savaşı öncesi en sert meydan muharebelerinden bir tanesi olan Pasinler Savaşı tam da bu nedenle yaşandı.

Pasinler Savaşı aslında yalnızca Bizans İmparatorluğu ile Büyük Selçuklu Devleti arasında yaşanmadı. Anadolu’da o zaman hüküm süren pek çok farklı topluluk da bu savaşa katıldı. Türkler kaybetmiş olmalarına rağmen garip bir şekilde sayısız esir aldılar ve çok büyük ganimet elde ettiler. Gelin Pasinler Savaşı’nın nedenlerine, önemine yakından bakalım ve tarihi hikayesini tüm detaylarıyla görelim.

Pasinler Savaşı’nın nedenlerini aslında Anadolu’daki karışıklıklar doğurdu:

Ermeni Bagratuni Krallığının son kralının 1040 yılında varissiz bir şekilde ölmesi sonrası dönemin Bizans İmparatoru IX. Konstantinos, bu bölgeye odaklanmış ve valiyi ikna ederek başkent Ani’yi Bizans topraklarına katmıştı. Diğer yanda da Gürcü Kralı IV. Bagrat’a yardım etme bahanesiyle bölgenin tüm kontrolünü ele geçirmişti.

Anadolu’dan Kafkasya’ya kayan Bizans hakimiyeti en sonunda Türklerle karşılaştı. Çünkü o dönem aktif bir şekilde bugünün Azerbaycan toprakları üzerinden Anadolu’ya akın akın Türk göçü yaşanıyordu. Tuğrul Bey’in üvey kardeşi olan İbrahim Yınal Bey, 1048 yılının yazında büyük bir akın yapmış ve epey Bizans kentine zarar vermişti.

Bu durumundan rahatsız olan Bizans imparatoru, Katakalon Kekavmenos ve Aaronios isimli iki generaline emir vererek o dönem Gürcü Krallığı olan topraklara destek vermeye gönderdi. 50 bin kişilik devasa bir ordudan oluşan Bizans ordusu ile İbrahim Yınal Bey komutasındaki Türk ordusu, 1048 yılının 10 Eylül ya da 18 Eylül günü bugün Erzurum il sınırları içerisinde bulunan Pasinler meydanında karşı karşıya geldiler. 

Pasinler Savaşı, göz gözü görmeyen bir karanlıkta yaşandı:

Bir tarafta Rumlar, Ermeniler, Gürcüler ve Abazalardan oluşan 50 bin kişilik Bizans ordusu, diğer yanda ise İbrahim Yınal Bey’in ve Kutalmış’ın komuta ettiği Türklerden oluşan Selçuklu ordusu vardı. Karanlıkta savaşmak günümüz şartlarında bile zordur ama ilginç bir şekilde Pasinler Savaşı güneş battıktan sonra başladı ve denilene göre sabah ilk horoz ötene kadar sürdü.

Bizans ordusu, Türklerin uyguladığı taktiklerle daha önce hiç tanışmamıştı. Üç kanat halinde olan Bizans ordusu iki kanatta başarılıydı ancak orta kanat çoktan yok edilmiş ve hatta Gürcü komutan IV. Liparit esir alınmıştı. Gecenin en karanlık saatlerinde bu haber iki kanadın komutanına ulaşmadığı için onlar her şeyin yolunda olduğunu zannediyorlardı.

Asıl gerçekler gün aydınlanınca ortaya çıktı. Meğer İbrahim Yınal Bey Bizans ordusunun üzerine yalnızca artçıları yollamış, ana ordu mevzudan çıkmamıştı bile. Bu nedenle Türkler çok az zayiat vermiş, büyük esir toplamış ve çok fazla ganimet elde etmişlerdi. Yani aslında ellerindeki güçle dümdüz edebilecekleri Türk ordusu, uyguladıkları taktik sayesinde kazanan taraf olmuştu. 

Ganimetin ve esirlerin sayısı çok abartılır:

Eğri oturup doğru konuşalım. Tamam, Türklerin uyguladığı taktik gerçekten inanılmazdır ve sayıca az olduğunuz bir savaşta minimum zayiat ile maksimum kazancı bu şekilde yakalarsınız. Fakat Ali İbnü’l-Esîr tarafından 12. yüzyılda kaleme alınan El-Kamil fi El-Tarih isimli eserde olduğu gibi 100 bin esir ve 10 bin deve yükü ganimet elde etmek neredeyse imkansızdır. 

Tabii yine de elde edilen ganimetin dönemine göre oldukça iyi olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü İbrahim Yınal Bey, başarısı için Tuğrul Bey’in verdiği hediyeleri reddetmiştir. Aynı şekilde esirlerin salınması için IV. Liparit tarafından verilmek istenen fidye de Tuğrul Bey tarafından kabul edilmemiştir. Bunun yerine IV. Liparit’e bir daha asla Türklerle savaşmaması konusunda yemin ettirilmiş ve salınmıştır.

Pasinler Savaşı sonuçlarından en önemlisi yapılan anlaşma oldu:

IV. Liparit gibi önemli esirler olduğu için taktiksel olarak Bizanslılar bu savaşı kazanmış olsalar bile iki tarafın elçileri bir barış görüşmesi yaptılar. Buna göre Emevilerin İstanbul’da yaptığı camii tamir edilerek Tuğrul Bey’in sembolleri işlenecek ve okunan hutbe Abbasi halifesi ile Selçuklu sultanı adına okunacak. Bu iki istek kabul edildi ancak Selçukluların Bizans’tan vergi alma isteği kabul edilmedi.

Pasinler Savaşı önemli çünkü yüzlerce yıllık savaşın ilk kıvılcımları atıldı:

Girişte de biraz bahsettiğimiz gibi aslında Türkler zaten çok uzun zamandır Anadolu’ya akınlar yapıyorlardı. Ancak bu akınlar daha çok küçük ganimetler toplama amaçlı saldırılardı. Fakat Pasinler Savaşı ile birlikte ortaya çıktı ki artık Türkler kapıyı yoklamıyor, zorluyorlardı. Zaten Malazgirt Zaferi ile birlikte o kapı bir kez açıldı ve daha da kapanmayacak. 

Batılı tarihçiler için ise bu savaş, aslında yüzlerce yıl sürecek bir dönemin başlangıcıdır. 1306 yılında, Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkıldığı güne kadar süren ve Bizans – Selçuklu Savaşları olarak anılan dönem, 1048 yılında gerçekleşen Pasinler Savaşı ile başlamıştır. 

Tarihçi Prof. Dr. Mehmet Altay Köymen Pasinler Savaşı’na bizim açımızdan bakıyor. O güne Bizans, bırakın yıkılmasını sallanması bile zor görünen bir kale gibiydi. Pasinler Savaşı ile birlikte anlaşıldı ki aslında bu kale kağıttandı. Yani bu açıdan söyleyebiliriz ki belki 1453 yılında Türk ordusunun Konstantinopolis’i fethedip İstanbul yapmasının ilk tohumları bile Pasinler Savaşı ile atıldı. 

Türklerin Anadolu’ya girerken yaşadıkları en büyük muharebelerden olan Pasinler Savaşı önemi, nedenleri ve sonuçları üzerinden tarihi hikayesini anlattık. Arasında yüzlerce hatta bazen binlerce yıl olmasına rağmen olayların birbirini bu kadar etkiliyor olması ne kadar da büyüleyici.

Kaynaklar: Belgelerle Tarih, Pasinler Zaferi, Pasinler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x